Tıp Dediğin...

“Tıp fakültesi ayrıcalıktır”

“Oo hazır iş işte daha ne istiyorsun?”

“Bu devirde aile hekimi olsan yeter, baksana adamlara oturdukları yerden para kazanıyorlar”

“Tıp okuyup ne yapacaksın, hayatının en güzel yıllarını ders başında dirsek çürüterek mi geçireceksin?”

“Tıp zor filan diyorlar ama sırf ezber, eşek bağlasan bitirir.”

Ve daha neler neler… Tercih döneminde bu cümleleri ve daha nicesini defalarca duyduğunuza eminim. Çünkü ben de her tıp fakültesi öğrencisi gibi bu bulanık sulardan geçtim.

Yıllarca ekip biçtiğiniz eğitim hayatınızın meyvesini nihayet toplayacaksınız ama kendinizi en belirsiz noktada buluverdiniz. Bizler TurkMSIC ailesi olarak biraz olsun önünüzdeki sisi dağıtabilmek adına böyle bir kılavuz hazırlamaya giriştik. Umarız memnun kalırsınız.

Öncelikle kendinizi bildiğiniz günden beri “doktor olacağım” diye yanıp tutuşuyorsanız işiniz çoğu öğrenciye göre daha kolay. Hayalini kurduğunuz hayata hangi tıp fakültesinden adım atacağınızı düşünmek, son iki haftada hayatınız boyunca yapacağınız mesleği seçmekten çok daha kolay :)Peki ya kararsızlar kümesi elemanları ne yapmalı? Her kafadan ayrı ses çıkarken, “ağzı olan konuşurken” kendi iç sesini dinlemek oldukça zor olmalı:)Fakat benim bir tıp fakültesi öğrencisi olarak fikrimi soracak olursanız sorgulamanız gereken öncelikli değerler ve göz önünde bulundurmanız gereken bazı şartlar var derim. Öncelikle eğitim sürecinden bahsedelim.

Bir tıp fakültesine kayıt olduğunuz andan itibaren artık herhangi bir üniversite öğrencisi değilsiniz. Günlük hayatınızda bölümünüzü sorduklarında aldıkları cevap karşısında hemen kaşları kalkan, bazen hayranlığını, bazen de kıskançlığını gizleyemeyen öğrencilerle bolca muhatap olacaksınız. Aile- akraba ortamlarında “doktor kızım/oğlum şuram ağrıyor neden acaba bir bakıver” sözleri ile her defasında sizden rutin muayene bekleyen teyzeler, dayılar da hayatınızdan hiç eksik olmayacak. Ev, apart, yurt ararken konut sahibinin gözünde işe 3-0 önde başlayacaksınız. Neden? Çünkü tıp öğrencisinin dersi, sınavı, nöbeti, stajı eksik olmaz. Gürültülü partilere, haylazlığa zaten zamanı kalmaz. Bu örnekler uzar gider. Kısacası toplumda daha ilk günden itibaren ayrıcalıklı bir koltuğa oturacaksınız.

Şu ana kadar anlattığım tıp fakültesi hayatını yemeyelim de yanında yatalım değil mi?

Değil. İşin iç yüzü hiç de göründüğü kadar tatlı değil. Çünkü yukarıda da bahsettiğim gibi siz, “herhangi” bir üniversite öğrencisi değilsiniz. Farklı bölümlerden arkadaşlarınız büyük bir rahatlıkla, çoğu zaman pek de kötü hissetmeyerek “okulu bir sene uzattım abi ya”  derken sizin sene tekrarı yapmanız, zaten 6 sene olan tıp fakültesini kimi zaman ucu görünmez bir tünel haline getirebiliyor. Ayrıca üzülerek belirtmek isterim ki çift dikiş, tıpta hiçbir zaman ikinci seneyi rahatça geçeceğinizin garantisi değildir. Çoğu tıp fakültesinde alttan ya da üstten ders alma diye bir şey yoktur. Tek bir kuruldan kalmanız ya da tek bir komitenin/ bloğun notunun düşük olması, sene içi ortalamanızı beklenmedik şekilde düşürebilir ve kendinizi bir alt döneminizle birlikte bulabilirsiniz. Tıp hayatına uyum sürecinde hayat tarzınızın ve önceliklerinizin yavaş yavaş değiştiğini, teneffüslerde sigara içen topluluğun git gide kalabalıklaştığını hatta bazı arkadaşlarınızın dayanamayıp okulu bıraktığını görürsünüz. Tabii ortalama her tıp öğrencisi özellikle sınav dönemlerinde tıbbı bırakmayı düşünür, onu da belirtelim.

Çok yönlü bir kişiliğe sahip değilseniz şayet, zamanla çevreniz bir araya geldiğinizde muhabbetin kaçınılmaz şekilde ders ve mevcut sistemi eleştirmeye geldiği tıpçılar tarafından donatılacak; üniversitenin genel kulüpleri de ya sizi yoğun programınız nedeni ile kabul etmeyecekler ya da zaten kendiniz onların hızlarına yetişemediğinizi görüp vazgeçeceksiniz. Yani bir tıp öğrencisi olarak diğer öğrencilere göre sosyalleşmek için daha çok çaba harcayacak, fakülte içi etkinliklerle ( tıp balosu, tıp basket turnuvası, tıp tiyatrosu, tıp hedesi tıp hödösü) koloni hayatımıza renk katacaksınız :)

Koloni hayatının güzel yönleri de var tabii, başka hiçbir fakültede bu denli güçlüsünü bulamayacağınız bir “dönemler arası iletişim” bulursunuz bu fakültede. Sistemin içinde kavrulup giden tıp öğrencisi, “ben yandım eller yanmasın” düşüncesi ile notlar çıkarır, paylaşır, alt dönemini yakaladığı anda zembereği boşanmışçasına tavsiyeler verir, hocaların seceresine kadar bildiği her şeyi anlatır. Hatta üst dönem tavsiyesi öyle güzel bir şeydir ki çoğu fotokopi nottan daha değerlidir diyebilirim :)

Acısıyla tatlısıyla, geçmek bilmeyen ama asla sürenin yetmediği sınav haftalarıyla; halden anlamayan, anlasa da sınavda soru yüzdesi düşük olan hocalarıyla,  genelde kendi işini yapmak yerine başımıza olmadık işler açan öğrenci işleri ile, bitmek bilmeyen not muhabbetleriyle 3 seneyi fakültede geçirip hastane hayatına kendinizi atabilirseniz (ben de dahil)  şayet, seçtiğiniz mesleğin tadını almaya başlayacaksınız diye düşünüyorum. Klinik hayatının her açıdan preklinikten (Dönem 1, 2, 3) daha eğitici ve daha eğlenceli olduğuna inanıyorum.

Tıp fakültesi öğrenciliği, meslek hayatı, eğrisi doğrusu… Ucu bucağı görünmeyen bir derya deniz. Kimle konuşursanız konuşun, hangi yazıyı okursanız okuyun, öğreneceğiniz şeyler 2. ağızdır, başkalarının deneyimleridir. Karar aşamasında önemli olan kendinizi,  ulaşması zor, asla “oldum, piştim ben” diyerek inzivaya çekilemeyeceğiniz ve hayat boyu eğitimi devam eden ancak manevi tatmininin eşi benzeri bulunmayan bu mesleğe ait hissediyor musunuz? Cevabınız evet ya da hayır; umarım aldığınız karardan en ufak bir pişmanlık duymazsınız. ( cevabınız “ evet” ise arada duyacaksınız, olur öyle:))
Hepinize başarılı ve isabetli bir tercih dönemi dilerim.

Sıla ÖLMEZ
Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi / Denizli

Yeni yorum ekle